Eserleri

     
 
gözlüğümü ararken burnumun ucunda buldum
     

Ailemizden çok birbirimizle geçti zamanımız...

“Bu servise bir kamera yerleştirip,

televizyon programı yapmak lazım”

dediğimizde BBG evinde oynayanlar daha doğmamıştı...

 

Öyle bir imkanımız olmadı ama;

su gibi akan 25 yılın elinden

yaşanmış bu komik olayları kurtarabildik...

 

Size sadece bir kitap vaat etmiyor;

okudukça, “Bana da aynısı olmuştu” diyeceğiniz

bir nostalji sözü veriyoruz...

     
  burnum.doc  
     
     
 
  Basından
 
   

“Hoş bir seda” bırakabilmek

 

“Gözlüğümü ararken burnumun ucunda buldum”, Ailelerinden çok, birbirini gören bir spor servisinde, 25 yılda yaşanan komik olaylardan seçme “100 bombayı” içeriyor...

Ömer Söztutan’ın, neşenize neşe katacak, tamamı yaşanmış ama bizim hakkımızda yazılanları abartılmış bu hatıra eseri okuduktan sonra bakış açınız değişecek...

Mohikan Yayıncılığın bu eserini tüm kitapçılarda ve (0212) 454 32 20 numarada bulabilirsiniz...

 

(...Naci Arkan - 26 Eylül 2006, Türkiye)

 

...

 

Gözlük nerde?

 

Neler hatırlattı şimdi bana bu kitap. Sanki kendi içime daldırıp çıkardı.

Ne çok hatıra birikiyor aslında insanın içinde... Ve hayat bunlarla daha bir tatlı oluyor, değil mi?

...

Büyük bir fabrika önünde, kalabalık bir insan topluluğunun resmini almaya çalışan, omuzu çantalı fotoğrafçıyla az kalsın toslaşıyorduk!..

O bana baktı, ben ona baktım... Sonra da hayretler içinde etrafa baktım ki; evet, burası Milano idi... İyi de, hem ben hem de o, ikimiz de aynı yerdeydik!

Şimdi unuttuğum bir sebepten dolayı, adını hatırlamadığım(!) o arkadaşla takışmıştık birkaç gün önce. Hani yoldan geldiğini görsen karşıya geçersin ya, işte öyle...

Fakat o an gülümsedik birbirimize; “n’aber” dedik.

“İyidir” dedik!..

“Kolay gelsin” dedik...

...

Bir saat kadar önce Bakırköy’de buluşup yemek yemiştik Sıtkı Kazancı ile.

Sonra, sahilden istasyona giren caddede yürürken; Beykoz’umun çocuğu, o hep gülümseyen yüzüyle Cahit Eroğul ve iki arkadaşı çıktı karşımıza. Tokalaştık.

İki üç haftadır görüşmemişler gibi;

“Ya Sıtkı abi nerdesin, dedi Cahit. Epeydik karşılaşmamıştık...”

“Galiba öyle” diye cevapladı Sıtkı...

Onlar sahile doğru yürüyüp gitti, ben arkalarından baktım.

Cahit, bir buçuk iki senedir buralara ayağını basmamıştı. Askerden yeni dönmüştü çünkü. Sıtkı’ysa Washington’a gitmiş, ilk iki sene hiç gelmemiş... Geldiği zaman da İstanbul’dan neredeyse transit geçip Akdeniz’e gitmişti... Bu, daha da sonraki gelişiydi ve yani üç buçuk dört senedir ilk defa, o da son yediğimiz yemekten az önce görüşmüştük...

...

Ömer Söztutan, Spor Servisi ile ilgili hatıraları kaleme almış; ilginç, komik... İyi bildiğiniz isimlerin bilmediğiniz detayları:

Tam gazetenin garajından çıkarken, hoşlanmadığı biriyle karşılaşıyor Spor’dan biri. Evleri aynı istikamette olduğundan, kendisiyle gelmesin diye şehrin tam ters tarafında bir yere gittiğini söylüyor. Bu kadar olur; o da tam söylenen yere gitmekte!.. Artık tükürülen yalanmaz ve komşuya çaktırılmaz... O trafikte önce şehrin bir yanına sevmediği adamı götürüyor, sonra da gecenin bir yarısı kendi evine dönüyor kitapta geçen spor yazarı. Ne iyi insanlar var dünyada, değil mi? Darısı sizin de başınıza!..

Bir başka arkadaş “Bu uçak Adana’ya mı gidiyor” diye bağırınca, herkes “Hayır, yok değil, bu Trabzon uçağı” diye ayaklanırken, o rahatça kuruluyor koltuğuna. Çünkü kendisi de Trabzon’a gidiyor...

Meşhur golcünün hanımı Spor Servisi’ni arıyor ama yanlışlıkla Bizim Sayfa’yı bağlıyorlar. “Ben Beşiktaş’lı Ali’nin hanımıyım, bir şey sormak istiyorum...”

Cevap veren yazarımızın futbolla zerre kadar alakası yok. “Kocanız Beşiktaş’ta ne yapıyor” diye sorunca; “nasıl yani” diye şaşırıyor kadın. İzah ediyor bizimki: “Yani kasap mı, manav mı, ne iş yapıyor Beşiktaş’ta?..”

.....

Son zamanlarda okuduğum ve en hoşuma giden kitaptı belki...

İsmi biraz uzun: “Gözlüğümü Ararken Burnumun Ucunda Buldum” Mohikan Yayıncılık’tan çıkmış, Spor Servisi’nden temin etmek mümkün...

 

(...Muammer Erkul - 01 Ekim 2006, Türkiye)

 

...

 

Gözlügümü ararken burnumun ucunda buldum...

 

> ŞİNANAY

Gazetelerin bilgisayarla, internetle, laptopla tanışmadığı zamanlar... Maç günleri gazeteler spor yüzünden geç basılıyor. Anadolu’ya gazete yetiştirmek dert... Dakikaların önemi büyük... Onun için, maçlar başlar başlamaz foto muhabirleri birkaç kare resim çekiyor, bir görevli hemen filmi kapıp gazeteye koşturuyor. Maç bitinceye kadar fotoğraf baskıya hazır hale geliyor.

Cahit Eroğul çömez muhabir, F.Bahçe’nin Kadıköy’deki G.Antep maçının ilk on beş dakikasından film getirecek gazeteye... Cağaloğlu’ndayız. En kestirme yol, stattan iskeleye taksi, vapurla Sirkeci’ye geçiş, oradan gazeteye yine taksi...

Maçın ilk yarısı bitti Cahit yok. Maç bitti Cahit yok. Arşivden eski bir F.Bahçe-G.Antep maçından fotoğraflarla sayfayı gönderdik.

Ve iki saat sonra Cahit’ten bir telefon:

- Abi Büyükada’dayım. Yanlışlıkla Ada vapuruna binmişim.

 

> HADİ GEL KÖYÜMÜZE...

Gazeteciler arasında “Kim daha şöhretli?” tartışmaları mesleğin tarihi kadar eskidir. Bizimkilerde de var.

Hasan Sarıçiçek ile Engin Atay, Kayserispor-G.Saray maçı için Sarıçiçek’in memleketi Kayseri’de...

Oraya kadar gitmişken Hasan Sarıçiçek’in ilçesine de uğramaya karar veriyorlar.

Arabayı ilçenin girişinde durdurup çeşmede yüzlerini yıkarlarken meraklılar toplanıyor. İçlerinden biri:

- Aaa, Engin Atay gelmiş, diyor.

Bu tanıma Hasan Sarıçiçek için kötü bir darbe oluyor tabii... Ama teslim bayrağını çekmiyor, tebessüm ederek soruyor:

- Peki beni tanıdınız mı?

Ve öldürücü darbe bir gençten geliyor:

- Evet... Sen de Sadık Söztutan’sın.

 

> MÜSLÜM BABA

Türk gazeteci grubu Efes’in Avrupa Ligi’ndeki maçı için Paris’te... Bilgehan Can, dönüşte servisteki arkadaşlarına hediye etmek üzere Paris sokaklarında bir şeyler arıyor.

Bilgehan, bir başka gazeteden arkadaşı Serkan Akcan’la birlikte kolye, künye, rozet, incik boncuk satan bir adamın tezgâhının önünde duruyor.

Tezgâhtar üzerinde haç işareti bulunan bir kolyeyi Bilgehan’a uzatınca bizimki biraz da kızgınlıkla reddediyor:

- No no no!

Adam Bilgehan’ın sular seller gibi “no” dediğini görünce İngilizce olarak soruyor:

- Are you Muslim? (Müslüman mısın?)

Bilgehan şaşkınlıkla Serkan’a dönüyor:

- Vay be, Müslüm Baba’nın şöhreti Paris sokaklarına ulaşmış!

 

> BAYRAMLIK

Mübarek bir bayram arifesinde bir belediye başkanı gazete haberlerinde ismi geçen herkese çikolata göndermişti. Çikolataların içinden çıkan kartlarda bayram mesajının altında “Kadirşinas okurunuz” yazıyor.

Sayfa sekreteri Cem Başaraner adamı takdir etti:

- Ulan bu Kadir Şinas kim ise amma gönlü zengin adam, herkese çikolata göndermiş!

 

> BEN BÖYLE KILIBIK GÖRMEDİM!

Serviste sürüp giden bir kılıbıklık tartışması var ki, ayrı bir kitap konusu... Herkesin ortak favorisi, kılıbıklık kürsüsünün birinci basamağında Tahir Kum var. Eşi telefon ettiği zaman çayını yarım bırakıp koşan adam...

İki numara Naci Arkan... Hatta bazı arkadaşlar ona “Naci-ye” diyor, birçok kadından daha iyi yemek yapıyor, her türlü hamur işi, en olmadık etli yemekler... Çamaşır, bulaşık, ütü... Eşine iş bırakmıyor!

Ve üç numara... İki aday var, Selami Özsoy ile Yılmaz Akay... Ama Yılmaz Akay şu olayla fark atmış. İddiaya göre bir sabah öfke ile servise gelmiş:

- Bugün hanıma öyle kızdım ki... Vurdum, parçaladım... Derken anne evine...

- Bi dakka, bi dakka, nasıl yani?!

- Kızınca telefonumu yere vurdum, kırıldı. Kızgınlıktan geceyi sokakta geçirdim. Dünden itibaren de annemin evinde kalıyorum.

- Çok kötü dağıtmışsın Yılmaz Abi, aman elini kana bulama...

(“Türkiye Gazetesi Spor Servisi’nden Fıkra Gibi Öyküler” Mohikan Yayıncılık’tan ÇIKTI... -212 454 32 20 - numaralı telefondan Hasan Ali Abi’ye ulaşıp, eğer günündeyse ALABİLİRSİNİZ...)

 

(...23 Eylül 2006, Türkiye Gazetesi)